top of page

İlişkisel Psikanaliz Nedir? İlişkisel Psikanalitik Psikoterapi Nasıl İlerler?

Yazarın fotoğrafı: Tunç SİPER
Tunç SİPER
6 Eyl
4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 2 gün önce

Bej duvarda raf üzerinde sarı ve gri geometrik bloklar; sade, soyut bir iç mekân görüntüsü.

İlişkisel psikanaliz, çağdaş psikanalitik yaklaşımlardan biri olup, insanın ruhsal dünyasını yalnızca içsel süreçlerle değil, kurduğu ilişkiler içinde gelişen ve değişen bir yapı olarak ele alır. Klasik psikanalitik kavramları da kapsayacak şekilde ilişkisel psikanaliz; kişilerarası ve sosyokültürel yaklaşımlar, nesne ilişkileri kuramı, kendilik psikolojisi ve öznelerarası sistemler kuramı gibi farklı ekollerden beslenir (Ávila, 2016; Davies, 2018; Holmström, 2025). İlişkisel yaklaşımın temel ilkelerinden biri, ruhsallığın ilişkilerden bağımsız anlaşılamayacağıdır. Holmes (2011), ilişkisel psikanalizin temelinde tek başına bir zihin anlayışından çok, ilişki içinde şekillenen bir zihin anlayışının bulunduğunu belirtir.


İlişkisel Yaklaşımın Temel Özellikleri


Geleneksel psikanalitik düşüncede terapist, danışanın bilinçdışı çatışmalarını gözlemleyen ve yorumlayan, daha nötr bir konumdadır. İlişkisel yaklaşım ise terapi odasında iki kişinin bulunduğunu ve bu iki kişinin birbirini kaçınılmaz olarak etkilediğini vurgular. Bu bakış açısı literatürde ‘iki kişilik psikoloji’ olarak bilinir. Psikoterapist, tamamen dışarıda duran, kişisel özelliklerinden arınmış tarafsız bir gözlemci değildir. Terapistin duyguları, çağrışımları, tepkileri ve müdahaleleri de terapötik alanın oluşumuna katkı sağlar (Davies, 2018; Holmström, 2025).


Öznelerarasılık, terapist ve danışanı birbirinden tamamen bağımsız iki ruhsallık olarak değil, birbirini karşılıklı olarak etkileyen iki özne olarak ele alır. Psikoterapide ortaya çıkan anlamlar, yalnızca terapistin danışanın gerçeğini keşfetmesiyle değil; terapist ve danışanın birlikte oluşturduğu ilişkisel alanda şekillenir. Bu çerçevede, terapistin de kendi bilinçdışı süreçlerinden etkilendiği ve danışana dair terapötik anlayışın, terapistin öznel deneyimlerinden bağımsız olmadığı kabul edilir (Ávila, 2016; Davies, 2018).


İlişkisel Psikanalitik Psikoterapide Nasıl Bir Çalışma Yürütülür?


İlişkisel psikanalitik psikoterapide geçmiş önemlidir; ancak terapi yalnızca çocukluk deneyimlerinin bugünü nasıl etkilediğine odaklanmaz. Geçmişten gelen ilişki örüntülerinin bugün nasıl sürdüğü ve güncel ilişkilerin kişinin ruhsal dünyasını nasıl şekillendirdiği de ele alınır. Wachtel (2017), kişinin iç dünyası ile ilişkilerinin birbirini karşılıklı şekillendirdiğini vurgular. Bu nedenle ilişki örüntüleri yalnızca geçmişin tekrarı değil, günlük yaşam içinde devam eden ve değişebilen dinamik süreçlerdir.


İlişkisel psikanalitik psikoterapide şu alanlar üzerinde çalışılabilir: yakınlık kurmakta zorlanma, terk edilme veya reddedilme korkusu, başkalarının ihtiyaçlarına fazlasıyla uyum sağlama, sürekli eleştirilme beklentisi, öfkeyi ifade edememe, ilişkilerde tekrar tekrar benzer çatışmalar yaşama, güvenmekte zorlanma, yoğun utanç, değersizlik veya kişinin farklı durumlarda kendisini birbirinden çok farklı biçimlerde deneyimlemesi.


İlişkisel yaklaşım, kişinin çevresiyle nasıl bir ilişki döngüsü oluşturduğunu inceler. Wachtel’in (2017) belirttiği döngüsel bakış açısı, kişinin kendini korumaya yönelik davranışlarının kaygılandığı sonucu yeniden yaratabileceğine dikkat çeker. İlişkisel psikoterapide, bu örüntünün yalnızca fark edilmesi değil, terapi ilişkisinde nasıl ortaya çıktığının anlaşılması da önemlidir.


Psikoterapist Ne Yapar?


İlişkisel psikanalitik çalışmada psikoterapist, yalnızca dinleyen ya da yorumlayan bir konumda değildir. Danışanın anlattıkları arasındaki bağlantıları, tekrar eden ilişki örüntülerini ve duygusal deneyimleri araştırır; terapi ilişkisinde o anda ortaya çıkan etkileşime de dikkat eder. Bu nedenle terapistin karşı aktarımı, terapötik süreci anlamada önemli bir bilgi kaynağı olabilir. Terapist, kendi duygusal tepkilerini danışanın iç dünyası ve aralarındaki ilişkisel dinamik bağlamında değerlendirir. Waldron et al. (2013), ilişkisel yaklaşımın daha aktif ve danışanla uyumlanmaya önem veren bir terapist tutumunu öne çıkardığını belirtir. Davies (2018) ise terapistin kendi öznelliğini ve terapötik sürece katkısını sürekli olarak değerlendirmesini ilişkisel yaklaşımın temel özelliklerinden biri olarak vurgular. Ringstrom (2007), terapötik karşılaşmanın önceden planlanamayan, canlı ve doğaçlama anlar içerebileceğini; bu anların psikoterapist ve danışanın alışılmış ilişki örüntülerinden farklı yeni deneyimlere alan açabileceğini belirtir.


Terapötik İlişkide Yaşananlar Neden Önemlidir?


İlişkisel psikanalitik psikoterapide aktarım, danışanın önceki ilişkilerinden taşıdığı duygu, beklenti ve ilişki örüntülerinin terapötik ilişkide yeniden ortaya çıkmasını ifade eder. Bu süreçte psikoterapist kendi öznelliğiyle terapötik alana katılır. Söze dökülmesi güç yaşantıların ilişki içinde ortaya çıkması canlandırma/sahneleme; bu karşılıklı bilinçdışı alan ise ilişkisel bilinçdışı kavramıyla ele alınabilir (Holmström, 2025; Wolson, 2012). İlişkisel kuramda dissosiyasyon ve kendilik durumları da kişinin farklı deneyimlerini nasıl taşıdığını ve bütünleştirdiğini anlamada önemlidir (Holmström, 2025). Bu nedenle terapi, yalnızca davranışların nedenlerini anlamaya değil, daha önce kabul edilmesi veya ilişki içinde ifade edilmesi güç olan yönlerin güvenli bir terapötik çerçevede deneyimlenip işlenmesine de alan açar.


Terapide Kırılmalar Yaşanırsa Ne Olur?


İlişkisel yaklaşım, terapötik ilişkinin çatışmasız ve kusursuz olması gerektiğini varsaymaz; yanlış anlaşılmalar, mesafelenmeler ve hayal kırıklıkları terapötik ittifakta kırılmalara yol açabilir. Önemli olan, bu kırılmaların fark edilmesi ve birlikte çalışılarak onarılabilmesidir. Benjamin (2009), terapistin kendi katkısını ve gerektiğinde başarısızlığını kabul edebilmesinin ilişkisel kilitlenmelerin çözülmesinde önemli olduğunu ve bunun üçüncül alan olarak tanımlanan daha ortak bir düşünme alanını desteklediğini vurgular. Lingiardi et al. (2016) da terapötik ittifak, empati, karşı aktarım ve özellikle kırılma-onarım süreçlerinin ilişkisel psikoterapi araştırmalarında merkezi bir yer tuttuğunu belirtir. Süreç araştırmaları, terapötik müdahalelerin etkisinin yalnızca ne söylendiğine değil, ne zaman, nasıl ve danışanın ihtiyaçlarına ne ölçüde uyumlu biçimde yapıldığına da bağlı olabileceğine işaret etmektedir (Lingiardi et al., 2016).


İlişkisel Psikanalitik Psikoterapinin Amacı Nedir?


İlişkisel psikanalitik psikoterapinin amacı, yalnızca danışanın geçmişini anlamlandırması değil; kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ilişkilerde daha uyumlu ilişki biçimleri geliştirebilmesi ve yeni ilişki deneyimlerine alan açabilmesidir. İçgörü önemli olmakla birlikte, terapötik değişimin güvenli bir ilişki içinde daha önce reddedilen, korkulan veya utançla karşılanan kendilik durumlarının deneyimlenmesi ve bunlar arasında yeni bağlantılar kurulmasıyla da gerçekleşebileceği vurgulanır (Holmström, 2025). Bu nedenle psikoterapi, uzmanın danışanı dışarıdan yorumladığı tek yönlü bir süreçten ziyade; profesyonel sınırlar içinde geçmişin, güncel ilişkilerin ve terapi ilişkisinde ortaya çıkan örüntülerin birlikte araştırıldığı bir keşif sürecidir (Holmes, 2011; Wolson, 2012).


Bu içerik, ilişkisel psikanaliz ve ilişkisel psikanalitik psikoterapi hakkında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Bireysel psikolojik değerlendirme, tanı veya tedavi önerisi niteliğinde değildir.


Kaynakça

Ávila, A. (2016). The intersubjective: A core concept for psychoanalysis. International Forum of Psychoanalysis, 25(3), 186–190. https://doi.org/10.1080/0803706X.2014.967813

Benjamin, J. (2009). A relational psychoanalysis perspective on the necessity of acknowledging failure in order to restore the facilitating and containing features of the intersubjective relationship (the shared third). The International Journal of Psychoanalysis, 90(3), 441–450. https://doi.org/10.1111/j.1745-8315.2009.00163.x

Davies, J. M. (2018). The “rituals” of the relational perspective: Theoretical shifts and clinical implications. Psychoanalytic Dialogues, 28(6), 651–669. https://doi.org/10.1080/10481885.2018.1538745

Holmes, J. (2011). Donnel Stern and relational psychoanalysis. British Journal of Psychotherapy, 27(3), 305–315. https://doi.org/10.1111/j.1752-0118.2011.01230.x

Holmström, E. (2025). Searching for dissociated self-states: Relational psychoanalytic conceptualization of mind and therapeutic action. British Journal of Psychotherapy, 41(4), 708–726. https://doi.org/10.1111/bjp.12989

Lingiardi, V., Holmqvist, R., & Safran, J. D. (2016). Relational turn and psychotherapy research. Contemporary Psychoanalysis, 52(2), 275–312. https://doi.org/10.1080/00107530.2015.1137177

Ringstrom, P. A. (2007). Scenes that write themselves: Improvisational moments in relational psychoanalysis. Psychoanalytic Dialogues, 17(1), 69–99. https://doi.org/10.1080/10481880701301303

Wachtel, P. L. (2017). The relationality of everyday life: The unfinished journey of relational psychoanalysis. Psychoanalytic Dialogues, 27(5), 503–521. https://doi.org/10.1080/10481885.2017.1355673

Waldron, S., Gazzillo, F., Genova, F., & Lingiardi, V. (2013). Relational and classical elements in psychoanalyses: An empirical study with case illustrations. Psychoanalytic Psychology, 30(4), 567–600. https://doi.org/10.1037/a0033959

Wolson, P. (2012). Working with the relational unconscious: An integration of intrapsychic and relational analysis. Psychoanalytic Review, 99(2), 209–225. https://doi.org/10.1521/prev.2012.99.2.209

 
 
bottom of page